Yıllardır şampiyonluk hasreti çeken Fenerbahçe’de yeni sezon büyük umutlarla başladı. Kulübün başına yeniden Aziz Yıldırım’ın geçmesi, camiada yıllardır biriken heyecanın yeniden ortaya çıkmasına neden oldu. Taraftarın beklentisi açıktı: Yıllardır beklenen şampiyonluk artık gelmeliydi.
Fakat bugün gelinen noktada sorulması gereken soru çok daha farklı:
Fenerbahçe neden yine aynı hikâyeyi yaşıyor?
Sezon başında yapılan transferlere, Şampiyonlar Ligi’nde elde edilen başarıya ve kadronun isim kalitesine rağmen Fenerbahçe’nin ligde ortaya koyduğu tablo, taraftarın beklentisinin oldukça uzağında.
ŞAMPİYONLAR LİGİ BAŞARISI YÖNETİMİN Mİ, OYUNCULARIN MI?
Fenerbahçe’nin 18 yıl sonra Şampiyonlar Ligine çıkması küçümsenecek bir başarı değil. Ancak bu başarıyı yalnızca yönetimin hanesine yazmak da doğru olmaz.
Üç eleme turunu geçerek Avrupa’nın en büyük organizasyonlarından birine kalan takımın sahadaki mücadelesinde futbolcuların bireysel performansları belirleyici oldu. Yönetim kadroyu kurdu, teknik ekip takımı hazırladı ancak sahaya çıkıp mücadele eden, kritik anlarda sorumluluk alan yine futbolculardı.
Dolayısıyla Şampiyonlar Ligi başarısı üzerinden yönetimin bütün eleştirilerden muaf tutulması mümkün değil.
Çünkü Avrupa’da başarı gelirken ligde aynı takımın neden bu kadar zorlandığı sorusu hâlâ ortada duruyor.
İSMAİL KARTAL: DENENMİŞİ YENİDEN DENEMEK
Fenerbahçe’nin en büyük tartışmalarından biri ise teknik direktör tercihi.
İsmail Kartal, Fenerbahçe camiasının yabancı olmadığı bir isim. Ancak tam da sorun burada başlıyor.
Denenmişi yeniden denemek, eğer daha önceki denemeler kalıcı bir sonuç üretmediyse ne kadar mantıklı?
Kartal’ın Fenerbahçe’deki geçmişi, kulübü ve camiayı tanıması elbette bir avantaj. Fakat artık Fenerbahçe’nin yalnızca camiayı bilen değil, yıllardır çözülemeyen şampiyonluk problemini çözebilecek yeni bir futbol aklına ihtiyacı var.
Üstelik Kartal’ın bu sezonki dönüşüyle birlikte tartışma daha da büyüdü. Roma maçının ardından istifasını açıklaması, Aziz Yıldırım’ın ise istifayı kabul etmeyerek Kartal’ın görevine devam edeceğini söylemesi, kulübün teknik direktörlük meselesinde nasıl bir yönetim anlayışına sahip olduğunu da tartışmaya açtı.
Fenerbahçe artık aynı isimleri tekrar tekrar deneyerek farklı bir sonuç beklemek yerine, gerçekten yeni bir futbol anlayışına ihtiyaç duyuyor.
TALİSCA GİTTİ, FENERBAHÇE’NİN GOLLERİ DE Mİ GİTTİ?
Bir başka kritik mesele ise Talisca.
Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe’nin en önemli hücum silahlarından biri olan Talisca, takımın skor yükünün önemli bölümünü taşıdı. Nitekim 2025-26 sezonunda takımın ligdeki en golcü oyuncusu Talisca olurken, sezon genelinde de en fazla gol atan isim olarak öne çıktı.
Bu nedenle Talisca’nın ayrılığı yalnızca bir futbolcunun gönderilmesi olarak değerlendirilemez.
Asıl soru şu:
Talisca’nın attığı gollerin ve oluşturduğu hücum gücünün yerini kim dolduracaktı?
Fenerbahçe burada istediği cevabı henüz sahada veremedi.
Bir takım yıldız oyuncusunu gönderdiğinde yerine yalnızca isim değil, üretkenlik de koymak zorundadır. Eğer bunu başaramıyorsanız, yıldız oyuncunun yokluğu birkaç hafta içerisinde çok net şekilde hissedilir.
KADRO MU YETERSİZ, YÖNETİM Mİ ZAYIF?
Fenerbahçe’nin kadrosunda futbol dünyasında kendisini kanıtlamış çok sayıda oyuncu bulunuyor.
Ancak futbol yalnızca isimlerle oynanmıyor.
Yaş ortalaması yükselen, hareket kabiliyeti ve tempo konusunda soru işaretleri bulunan bir kadronun özellikle genç ve hızlı rakipler karşısında ne kadar zorlanabileceğini bugün daha net görüyoruz.
Forvet hattında tecrübeli isimlere güvenmek başka, şampiyonluk yarışının yüksek temposunu sürekli taşıyabilecek bir hücum hattı kurmak başka.
Galatasaray ve Beşiktaş’ın genç, hareketli ve skor üretme konusunda daha dinamik hücum oyuncularıyla karşılaştırıldığında Fenerbahçe’nin bazı bölgelerde yaşadığı problemler daha görünür hale geliyor.
Bu nedenle mesele sadece “kadromuz iyi mi kötü mü?” sorusu değil.
Asıl soru:
Bu kadro şampiyon olacak şekilde mi kuruldu?
AZİZ YILDIRIM CİMRİ Mİ, YOKSA KURALLARA GÖRE Mİ HAREKET EDİYOR?
Aziz Yıldırım hakkında bugün en çok tartışılması gereken konulardan biri de transfer politikası.
Yönetimin her transferde milyonlarca euro harcaması, Fenerbahçe’yi otomatik olarak başarılı yapmaz. Aynı şekilde transferde daha kontrollü davranılması da tek başına cimrilik anlamına gelmez.
Kulübün mali dengeleri, UEFA kuralları, maaş bütçesi ve transfer stratejisi hesaba katılmak zorunda.
Fakat burada yönetimin önüne kaçamayacağı başka bir soru çıkıyor:
Kurallara uygun hareket etmek başka, doğru kadroyu kurmak başka.
Eğer yönetim ekonomik olarak doğru hareket ediyor ama sahada şampiyonluk getirecek kadroyu oluşturamıyorsa, başarısızlığın sorumluluğundan tamamen kaçamaz.
Fenerbahçe taraftarı muhasebe tablosuna değil, sezon sonunda kupaya bakıyor.
PEKİ SORUMLU Kİ?
Bence Fenerbahçe’nin bugün yaşadığı tabloyu tek bir kişinin üzerine yıkmak kolaycılık olur.
Başarısızlığın birden fazla sorumlusu var.
Yönetim, doğru kadro mühendisliğini yapmak zorunda.
Teknik ekip, elindeki kadrodan maksimum verimi almak zorunda.
Futbolcular, Fenerbahçe formasının ağırlığını sahada göstermek zorunda.
Ancak bütün bu unsurların üzerinde bir gerçek var:
Bir kulübün futbol yapılanmasının başındaki yönetim, sonunda ortaya çıkan tablonun siyasi ve sportif sorumluluğunu taşır.
Bu nedenle Fenerbahçe ligin dibine doğru sürükleniyorsa yalnızca futbolcuyu suçlamak da, yalnızca teknik direktörü göndermek de sorunu çözmez.
Çünkü teknik direktör değişir, futbolcu değişir, transfer yapılır.
Ama futbol aklı değişmezse aynı hikâye yeniden yazılır.
O SENE BU SENE DEĞİL Mİ?
Fenerbahçe taraftarı yıllardır aynı cümleyi kuruyor:
“O sene bu sene.”
Fakat yıllardır o sene bir türlü gelmiyor.
Belki de artık Fenerbahçe’nin sorması gereken soru “Bu sene şampiyon olacak mıyız?” değil.
“Neden yıllardır şampiyon olamıyoruz?”
Çünkü sorun doğru tespit edilmeden yapılan her transfer, değiştirilen her teknik direktör ve harcanan her milyon yalnızca aynı hikâyenin yeni bölümünü yazacaktır.
Fenerbahçe’nin ihtiyacı bir başka yıldızdan, bir başka transferden veya bir başka teknik direktörden önce istikrarlı ve uzun vadeli bir futbol aklıdır.
Aksi halde “O sene bu sene” demeye devam ederiz.
Ve sezon sonunda yine aynı cümleyi kurarız:
O sene, bu sene de değil.
Yazan Serkan Yorulmaz
ASAYİŞ
27 Ekim 2026