Onur Göksu’dan Hanönü Açıklaması: “Madeni de Bizim, Suyu da Toprağı da”
Kastamonu Anahtar Parti İl Başkanı Onur Göksu,Hanönüne yapılacak olan Küreçay Bakır Ocağı Projesi ile Çed hakkında yazılı bir açıklama yayınladı.
Anahtar Parti Kastamonu İl Başkanı Av. Onur Göksu, Hanönü ilçesinde yapılması planlanan Küreçay Bakır Ocağı Projesi ile ilgili bir basın açıklaması yayımladı.
Av. Onur Göksu açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Hanönü’nde Akçasu ve Yeniköy köyleri sınırlarında yapılması planlanan Küreçay Bakır Ocağı Projesi, son günlerde haklı olarak bölge halkımızın gündemindedir.
Öncelikle meseleyi doğru yerden tartışmamız gerektiğine inanıyorum.
Madencilik Kastamonu için yabancı bir sektör değildir. Yer altı kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılmasına, üretime, yatırıma ve istihdama karşı çıkmak doğru olmadığı gibi; ekonomik fayda sağlayacak diye suyumuzu, toprağımızı, ormanlarımızı ve insan sağlığını ikinci plana atmak da doğru değildir.
Devletin görevi bunlardan birini diğerine tercih etmek değil, her ikisini de koruyacak sistemi kurmaktır.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre proje yaklaşık 273 hektarlık bir alanı kapsamakta, 2027–2031 yılları arasında yaklaşık 1 milyon 300 bin ton cevher üretimi öngörülmektedir. İşletme döneminde ise 54 kişilik istihdamdan söz edilmektedir.
Bu ölçekte bir faaliyetin Hanönü'ne etkisini yalnızca bugünden yarına değerlendiremeyiz.
Çünkü maden işletmesinin ekonomik ömrü vardır; fakat suyun, toprağın ve o bölgede yaşayacak insanların geleceğinin bir süresi yoktur.
Hanönülü hemşehrilerimizin mevcut madencilik faaliyetlerinden kaynaklandığını düşündükleri su, tarım, orman ve çevre sorunlarına ilişkin endişeleri bulunmaktadır.
Burada yapılması gereken vatandaşın kaygısını küçümsemek de peşinen şirketi suçlamak da değildir.
Ölçmek, tespit etmek ve gerçeği ortaya koymaktır.
Hukuk devletinde karar kanaatle değil, delille verilir.
Çevre konusunda da ölçümüz aynı olmalıdır.
Bu nedenle Küreçay Bakır Ocağı için nihai karar verilmeden önce Hanönü'nün mevcut çevresel durumunun bağımsız şekilde tespit edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Yer altı ve yüzey sularından numuneler alınmalıdır.
Tarım toprakları incelenmelidir.
Hava kalitesi ölçülmelidir.
Gökırmak havzası üzerindeki muhtemel etkiler değerlendirilmelidir.
Mevcut madencilik faaliyetleriyle yeni projenin oluşturacağı toplam çevresel yük birlikte hesaplanmalıdır.
Ve bütün sonuçlar kamuoyuna açıklanmalıdır.
Bunu bugün yapmazsak yarın bir problem yaşandığında şirket “bu sorun daha önce vardı”, vatandaşımız ise “madenden kaynaklandı” diyecektir.
Devletin görevi, yarın başlayacak bu tartışmanın bilimsel cevabını bugünden kayıt altına almaktır.
Bir başka önemli mesele de ÇED sürecidir.
Halkın katılım toplantıları mevzuat gereği tamamlanması gereken bir formalite olarak görülmemelidir.
Vatandaş soru soruyorsa cevap verilmelidir.
Kaygısı varsa dinlenmelidir.
İtirazı varsa gerekçesi incelenmelidir.
Çünkü insanlara yaşadıkları toprak hakkında söz hakkı vermeden alınan karar hukuken mümkün olsa bile toplumsal olarak eksik kalır.
Aynı açıklık ekonomik fayda konusunda da gösterilmelidir.
İşletme döneminde 54 kişinin çalıştırılması planlanıyorsa bunun kaçı Hanönülü olacaktır?
Yerel esnaf ve işletmeler bu yatırımdan ne ölçüde faydalanacaktır?
Hanönü'ne hangi kalıcı yatırımlar yapılacaktır?
Maden faaliyeti sona erdiğinde işletme sahası nasıl rehabilite edilecektir?
Bunlar yatırım karşıtlığı değildir.
Bunlar, kamu yararını gözetmekle sorumlu olan herkesin sorması gereken sorulardır.
Bizim siyaset anlayışımızda mesele, bir yatırımın yanında veya karşısında pozisyon almak değildir.
Mesele doğru olanın yanında durmaktır.
Bu nedenle Valilik, Kastamonu Üniversitesi, ilgili kamu kurumları, meslek odaları, köy muhtarları ve vatandaş temsilcilerinin içerisinde bulunduğu bağımsız bir Hanönü Çevresel İzleme Kurulu oluşturulmasını öneriyoruz.
Su, toprak ve hava ölçümleri yalnızca ÇED sürecinde değil, işletme devam ettiği müddetçe belirli aralıklarla yapılmalı ve sonuçları kamuoyuna açık olmalıdır.
Eğer bilimsel veriler yatırımın gerekli tedbirlerle çevreye zarar vermeden yapılabileceğini ortaya koyuyorsa yatırımcıya gerekli şartlar sağlanmalıdır.
Ama bilim bize suyumuz, toprağımız veya insan sağlığımız açısından telafisi mümkün olmayan bir risk bulunduğunu söylüyorsa, orada ekonomik hesabın önüne kamu yararı geçmelidir.
Çünkü bizim için mesele şirket ile vatandaş arasında taraf seçmek değildir.
Bizim tarafımız Kastamonu'dur.
Bizim tarafımız Hanönü'dür.
Bizim ölçümüz kamu yararıdır.
Yatırımcı kazanırken Hanönü kaybetmemelidir.
Türkiye'nin yer altı kaynakları ekonomiye kazandırılırken gelecek nesillerimizin yer üstündeki hayatı riske atılmamalıdır.
Üretim yapılmalıdır.
İstihdam oluşturulmalıdır.
Yer altı kaynaklarımız milletimizin refahına dönüştürülmelidir.
Ama bütün bunlar hukuk içerisinde, bilimsel denetim altında, şeffaf ve hesap verebilir şekilde yapılmalıdır.
Hanönü halkından hiçbir şey saklanmamalıdır.
Çünkü güven, vatandaştan soru sormamasını isteyerek değil; sorduğu her soruya açıkça cevap vererek kurulur.
Bugün vereceğimiz karar yalnızca bir maden işletmesinin geleceğini belirlemeyecektir.
Hanönü'nün bundan yirmi, otuz yıl sonra çocuklarımıza nasıl bir yer olarak kalacağını da belirleyecektir.
Bizim sorumluluğumuz da tam olarak budur:
Yer altındaki zenginliği değerlendirirken, yer üstündeki emaneti kaybetmemek."